PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN HAYATINDAN GÜZEL ÖRNEKLER
İslamiyet'in iki temel kaynağı vardır: Kuran ve sünnet. Bunlar et ve tırnak gibi birbirinden ayrılmaz iki temel konudur. Birini birinden ayırırsak dinin gerçek anlamını kavrayamayız. Müminin ahiretteki gerçek mutluluğu yakalaması için İslam'ın bu iki kaynağını çok iyi anlayıp, eksiksiz olarak uygulaması gerekir. Kuran'ın ahlakı ile ahlaklanmış olan Peygamberimiz (sav)'in uygulamaları bizim için adeta Kuran'ın canlı bir yorumudur.Resulullah (sav) bir hadisinde, "Ümmetimin fesad zamanında, unutulmuş sünnetlerimden birini ihya edene yüz şehid sevabı verilir." (İbn-i Mace) buyuruyor. Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği zaman yaklaşmış görünmektedir. Vadedilen bu güzel karşılığa layık olabilmek için tüm Müslümanların Peygamberimiz (sav)'in sünnetine sarılmaları son derece önemlidir. Resulullah (sav)'ın üstün ahlakı ve uygulamaları, günlük hayatın düzenlenmesinde müminler için en güzel örnektir. Peygamber Efendimiz (sav)'in her davranışı Allah (cc)'ın koruması altındadır. PEYGAMBERIMIZ (SAV)'IN GÜZEL AHLAKI Allah (cc), Kuran-ı Kerim'de Peygamberimiz (sav)'e "Ve şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzerindesin." (Kalem Suresi, 4) buyurmuştur. Resul-ü Ekrem (sav) bir hadisinde, "Ben ancak ahlak faziletlerini tamamlamak için gönderildim." (Beyhaki) buyurarak, yaşantısının, her müminin uygulaması gereken örneklerle dolu olduğunu bildirmiştir.Kendisine peygamberlik gelmeden önce de güzel ahlakın en güzel örneklerini sergileyen Resulullah Efendimiz (sav), İslam dinini anlatırken de seçkin kişiliği ve güzel ahlakı ile bütün insanlığa örnek olmuştur. Aradan geçen on dört yüzyılda insanlık O'nun ortaya koyduğu güzel ahlak ilkelerini yakalamaya çalışmıştır. Peygamberimiz (sav)'in hanımı Hz. Ayşe, Resulullah (sav)'ın güzel ahlakını şöyle anlatıyor: "Çirkin söz söylemezdi. Haya, terbiye ve nezakete aykırı bir davranışta bulunmazdı. Çarşı ve pazarda yüksek sesle konuşup gürültü çıkarmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Affeder bağışlardı." (Ebu Davud) Hz. Ayşe'nin Peygamberimiz (sav)'in ahlakı ile ilgili bir soru üzerine verdiği cevap, O'nun yaşantısının, Kuran ahlakının hayata geçirilmiş şekli olduğunu göstermektedir: "Ey müminlerin annesi Peygamberin ahlakı nasıldı?" Cevap verdi: "Resulullah'ın ahlakı... Mü'minun suresini okuyabiliyor musun? Bu sureyi onuncu ayetine kadar oku! İşte Allah'ın Resulü'nün ahlakı böyle idi" dedi. (Buhari) Resulullah (sav), "En hayırlınız, ahlakça en güzel olanınızdır." buyurarak, bunun her mümin için ulaşılması gereken bir hedef olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, mümin nefsindeki tüm kötülüklerden sakınıp bu ahlaka ulaşmak için çaba harcamalıdır. Su, buzu erittiği gibi güzel ahlak da günahları eritir; sirke balı bozduğu gibi kötü ahlak da ameli bozar. (Taberani) Benim Katımda en sevimliniz, ahlakça en güzel olanınız ve etrafındakilerle hoş geçineninizdir ki, onlar herkesi sever ve herkes de onları sever. Benim Katımda en sevimsiziniz dedikodu yapan, dostların arasını açan ve tertemiz kimselerde kusur arayanlardır. (Bezzar) Allah Katında kötü ahlaktan daha büyük bir günah yoktur. Çünkü kötü ahlak sahibi, bir günahtan çıkmadan diğerine düşer. (Isbahani) Kul, ibadeti az olduğu halde, güzel ahlakıyla ahiretin yüksek derecelerine ve şerefli mevkilerine ulaşabilir. Ahlakı kötü olanlar da cehennemin alt tabakasına varırlar. (Taberani) Bir mümin güzel ahlakıyla gece ibadet eden, gündüz oruç tutan kimselerin seviyesine yetişir. (Ebu Davud) Kıyamet günü mizana konan iyiliklerin en ağırı takva ve güzel ahlaktır. (Ebu Davud) Resulullah Efendimiz (sav), namaza başlamadan şu duayı ederdi: "Allah'ım bana güzel ahlak ihsan eyle, zira senden başka kimse güzel ahlak ihsan edemez. Allah'ım beni kötü huylardan koru ve uzaklaştır." (Müslim) Affedici Olmanın Fazileti Kuran-ı Kerim'de, "... Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir" (Teğabün Suresi, 14) buyrulmuştur. Özellikle müminlerin kendi aralarında hoşgörülü ve affedici olmaya çok dikkat etmeleri gerekir.Resulullah Efendimiz (sav) affedici olmanın fazileti üzerinde özellikle durmuş, bunun müminler arasında kardeşlik duygularının gelişmesinde vesile olacağını söylemiştir. O'nun örnek alınacak davranışlarından birisi de, şahsi sebeplerden dolayı kimseye kin tutmaması ve düşmanı bile olsa sürekli olarak affetme yoluna gitmesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Alçak gönüllülük insana yükseklikten başka bir şey artırmaz. Alçak gönüllü olun ki Allah sizi yükseltsin. Af ve bağışlanma insanın ancak şerefini yükseltir. Affediniz ki Allah sizi izzetlendirsin." (Isfahani) Müslümanların birbirleri üzerindeki haklarından vazgeçmeleri gerekir. Kin tutmak ve intikam almak gibi düşüncelerin müminler arasında yeri yoktur. Affedici olmak ahirette müminin derecesini artırır ve dünya hayatında tesanüd duygularının gelişmesine vesile olur. Allah (cc) Resulü (sav) şöyle buyuruyor: "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap. Aleyhine de olsa hakkı söyle." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 317) Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere. (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10) Ticaretin Teşvik Edilmesi ve Doğruluğun Fazileti Büyük İslam alimleri, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğinin hususiyetlerinin başında, herkesçe kabul edilen 'doğruluğunu' örnek gösterirler. O'nun bu özelliği sadece Müslümanlar tarafından değil, Mekkeli müşrikler tarafından da kabul görmüş bir gerçektir.İslamiyet'in doğuşu ile birlikte Peygamberimiz (sav) bütün insanları, hayatlarının her anında dürüst olmaya çağırmıştır. Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki tavsiyelerine ilişkin hadislerinden bazıları şöyledir: "Doğruluğa yapışın zira doğruluk iyiliğe götürür. Doğruluk ve iyilik sahipleri cennettedir. Yalandan kaçının, zira yalan söyleyenler ve kötülük edenler cehennemdedir." (Taberani) "Doğruluğu iltizam edin (gerekli görün). Çünkü doğruluk hayra götürür. Kişi doğru söyleyip doğruluğu araştıra araştıra Allah Katında doğrucu yazılır. Yalandan sakının. Çünkü yalan sapıklığa götürür. Şüphesiz sapıklık da cehenneme götürür." (Müslim) Peygamber Efendimiz (sav), "Ticarete devam edin. Çünkü rızkın onda dokuzu ticarettendir." (Garibü'l Hadis) buyurmuşlardır. Resulullah (sav)'ın, ticaretle uğraşanların doğruluğa büyük önem vermeleri konusunda sayısız hadisleri vardır. Bir hadis-i şerifte dürüst tüccarın ahirette şehitlerle beraber olacağı müjdelenmiştir. Doğruluğa önem vermeyenlerin ise dünyada ve ahirette akılalmaz zorluklarla karşılaşacakları haber verilmiştir. Resulullah Efendimiz (sav)'in ticaretin önemine ve dürüst bir şekilde yapılmasına dair bir çok hadisi vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: "Ticaretle uğraşanlar kıyamet gününde günahkar olarak dirilecekler. Ancak Allah'tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğru olanlar müstesna." (Tirmizi) "Doğru olan tacir kıyamet günü Arş-ı A'la'nın gölgesi altındadır." (Isbahani) "Malın ayıbını ve fiyatını gizlediler ve yalan söyledilerse, belki karları olur fakat alışverişin bereketini mahvederler. Yalan yemin malı sattırır fakat kazancı mahveder." (Buhari) "Malını satışa arzeden rızka erer, pahalanması için saklayıp bekletenler Allah'ın lanetine uğrar." (Müslim) "Alışverişte yemin, malın harcanmasına, kazancın elden gitmesine sebeptir." (Müslim) Müslümanların, ticaretle uğraşırken günlük ibadetlerini ve kulluk vazifelerini ihmal etmemeleri önemlidir. Böyle yaparlarsa dünyadaki nimetleri elde etmeye çalışırken ahiretlerini tehlikeye atmış olurlar. Peygamberimiz (sav) bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur: "Bana mal topla ve tüccar ol diye vahyolunmadı. Fakat bana Rabbini tesbih et, secde edenlerden ol ve ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet eyle diye vahyolundu." (İbn Merdeveyh) "Bir malın kusurunu söylemeden satmak hiç kimseye helal olmaz. Malın bu kusurunu bilene de onu söylememek helal olmaz." (Beyhaki) Müminin Allah (cc)'ın emirlerine riayet ederek yaptığı tüm işler ibadet hükmündedir. Hz. Ebubekir (r.a.) döneminde Müslüman tüccarlar, ticaret için Filipinler'e kadar gitmişler ve oradaki insanlara da Allah (cc)'ın dinini tebliğ etmişlerdir. Şu anda o bölgede yaŞayan Müslümanlar o günlerde Müslüman tüccarlardan etkilenerek İslam dinini seçen insanların torunlarıdır. Bu örnekten de kesin olarak anlaşıldığı gibi, insanlar Allah (cc)'a olan kulluk vazifelerini unutmadıkça hangi konumda olurlarsa olsunlar İslam dinine faydalı olabilirler. "Kişinin yediği yemeğin en helali, el emeği ve meşru alışverişten elde ettiği kazançtır." (Ahmed) Cömertliğin Fazileti Müslümana yakışan en güzel davranış, zenginliğe sahip olmadığı zaman sabretmesi, bir servet sahibi olduğu zaman ise bunu Allah (cc) yolunda en güzel şekilde kullanmasıdır. Şeytanın hilelerine kanıp, gelecek endişesi ile cimrilik edenleri Allah (cc) şöyle uyarmıştır:"Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır." (Al-i İmran Suresi, 180) Cömertlik ve israf konusundaki ayrımı Resulullah Efendimiz (sav) çok güzel açıklamıştır. Resulullah Efendimiz (sav), kendisinden bir şey isteyenlere 'Hayır' demez, mutlaka isteklerini gerçekleştirmeye çalışırdı. Bir hadiste Resulullah (sav)'ın ihtiyaç sahibine, kendi adına borçlanmasını tavsiye ettiği rivayet edilmektedir. Hz. Ali (r.a.) Peygamberimiz (sav)'in cömertliğini şöyle anlatıyor: "O insanların en çok eli açık olanı, sıkıntılara göğüs germe bakımından göğsü en geniş olanı, en doğru sözlüsü, üzerine aldığı işi en güzel şekilde yerine getireni idi. O, en güzel ve yumuşak tabiatlı olup kabile ve akrabasına en çok ikramda bulunan bir kişi idi. O'nu ilk gören O'nun heybetinin tesiri altında kalır, sohbetinde bulunanlar ise O'nu çok severlerdi. O'ndan bir şey istendiğinde varsa verir, bulma imkanı varsa bulmaya çalışırdı." (Buhari) Resulullah (sav)'ın cömertlikle ilgili güzel sözlerinden bazıları şöyledir: "Allah cömerttir, cömertliği ve güzel ahlakı sever, kötü ahlakı sevmez." (Haraiti) "Cömertlik cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya sarkmıştır. Her kim onun dalına yapışırsa o dal onu çeker cennete götürür." (İbn Hıbban, Zu'afa) "Allahu Teala bütün velileri cömert ve güzel ahlaklı kılmıştır." (Dare Kutni) "İki haslet vardır ki Allahu Teala onları sever ve iki haslete de buğz eder. Sevdiği hasletler; cömertlik ve güzel ahlaktır. Sevmediği iki huy ise, cimrilik ve kötü huydur." (Deylemi) "Bol yedirmek, herkese selam vermek ve güzel konuşmak mağfireti gerektiren sebeplerdendir. Allahu Teala'nın birtakım kulları vardır. Onlara kamu yararına harcanmak üzere servet verilmiştir. Bunlardan cimrilik eden olursa onlardan alır ve başkasına verir." (Taberani) "Cömert, Allah'a yakın, insanlara yakın, cennete yakın, ve cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzak, insanlardan uzak, cennetten uzak fakat cehenneme yakındır." (Tirmizi) Yardımlaşmanın Fazileti Peygamberimiz (sav)'in hayatında yardımlaşmanın çok büyük yeri vardır. Peygamberimiz (sav), yapılan yardımların en güzelinin gizli yardımlar olduğunu bildirmektedir. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:"Ben Allah'tan korkarım diyen adam, sol elinin verdiğini sağ eli duymayacak derecede gizli sadaka veren ve tenha yerde Allah'ı zikrederek gözleri boşalan kimsedir." (Müslim) Şeytan infak etmekten alıkoymak için insanları gelecek endişesi ile korkutur. Bunun sonucu olarak onları cimriliğe sürükler. Peygamberimiz (sav) ise bunun mümin için büyük bir tehlike olduğunu bildirmiştir: "Cimrilik etme ki Allah da sana olan nimetlerinden esirgemesin. Malının fazlasını saklama ki Allah da fazla olan keremini senden menetmesin." (Müslim) "Her kim borçlu olan bir fakire mühlet verir yahut alacağını bağışlarsa, Allah o kimseyi arşın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesi ile gölgelendirir." (Müslim) "Zekat vermeyen altın ve gümüş sahiplerinin kıyamet günü bu malları ateşten bir zincir olur. O bunlarla ateşe atılır. Bu ateşten zincir onun yüzünü arkasını ve yanlarını dağlar. Bu ateşten zincir soğuduğunda tekrar ateş haline döner. Bizim dünya senemizle elli bin sene olan kıyamet gününde insanlar arasında hesap görülünceye kadar bu hal tekrar olunur." (Buhari) Tevazunun Fazileti, Kibirli Olmanın Sakıncaları Peygamber Efendimiz (sav) insanlığın en üstün seviyesinde bulunuyordu. O'nun hayatındaki tevazu örnekleri bütün sahabeye örnek olmuştur.Hac mevsimi geldiğinde herkes gibi deve üzerinde hacceder, merkep üzerinde seyahat eder, hastaları ziyaret eder, zengin fakir ayırmadan herkesin cenazesine katılır, kölelerin bile yemek davetlerine icabet ederdi. Ayakkabısını tamir ettiği, elbisesini yamadığı görülmüştür. Yolda oynayan çocukları gördüğünde yanlarına uğrar ve onlara selam verirdi. Resulullah Efendimiz (sav)'in en yakın arkadaşı ilk halife Hz. Ebu Bekir (r.a.)'in şu ünlü sözleri, onun tevazu yönünden Peygamber Efendimiz (sav)'i örnek aldığını göstermektedir. "Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde başa getirildim. Fakat Kuran inmiştir ve Resulullah'ın sünneti ortadadır. Ben olsa olsa O'nun takipçisiyim. Yoksa yeni bir çığır açacak değilim. Eğer güzel yaparsam bana yardımcı olunuz. Eğer yoldan saparsam beni düzeltiniz. Sözlerime kendim ve sizler için istiğfar ederek son veriyorum." (Mevaziu's-Sahabe, s.17) Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: "Allah için bir derece tevazu eden kimseyi Allah bir derece yükseltir. Öyle ki onu Firdevs cennetinin en yüksek yerine ulaştırır. Allah'a karşı bir derece kibir gösteren kimseyi Allah alçaltır. Hatta onu cehennemin en alçak derecesine indirir. Eğer sizden biriniz kapısı ve penceresi olmayan sert bir kayanın içerisinde gizli bir şey yaparsa, gizlediği şey ne olursa olsun Allah onu ortaya çıkarır." (İbn-i Mace) Resulullah (sav) bir sohbet sırasında, "Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete girmeyecektir buyurdu." Bir adam dedi ki; "Ya Resulullah insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını ister." Peygamberimiz şöyle cevap verdi. "Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir ise hakkı inkar etmek ve insanları küçük görmektir." (Müslim, Tirmizi) "Müslüman kardeşine karşı tevazu eden kimseyi Allah yüceltir. Ve ona karşı üstünlük gösteren kimseyi ise alçaltır." (Taberani) Hazreti Peygamber (sav), kim olursa olsun, kendisini çağıran kimseye "Buyurun" diye cevap verirdi. Bir meclise girdiği zaman herkese karşı sevgi ve tevazudan onların sohbetlerine iştirak eder; ahiretten konuşurlarsa ahiretten, yemekten konuşurlarsa yemekten, dünya ile ilgili hususatı konuşuyorlarsa bu yönden onların sohbetlerine katılırdı. Sohbetlerine gülümsemeyle karşılık verir, sakıncalı olabilecek bir konuya girmedikleri takdirde müdahale etmezdi. Resulullah (sav) karşısındaki mümin kim olursa olsun farklı muamele yapmaz, herkese aynı oranda saygı gösterirdi. Resulullah musafaha ettiği şahıs elini bırakmadıkça bırakmazdı. Karşısındaki yüzünü çevirmeden o yüzünü çevirmezdi. (İbn-i Mace) Peygamber'in kulağına eğilip bir şey söyleyen herhangi bir kimseden başını, o adam başını çekmeden çekmezdi. Elini tuttuğu bir adam kendi elini onun elinden çekmedikçe Peygamberimiz de çekmezdi. Bırakmadıkça o da bırakmazdı. (Ebu Davud) Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: "Kalbinde hardal tanesi kadar iman olan kimse cehenneme girmez; kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse ise cennete giremez." (Müslim, İman, 147, 148, 149; Ebû Dâvud, Libâs, 26; Tirmizi, Birr, 610; İbn Mâce Mukaddime, 9; Zühd, 16) "Kibirli ve kendinden olmayan şeylerle övünen kimse cennete giremez." (Ebu Davud) "Cehenneme girecek ilk üç kimse şunlardır: Zalim idareci, zekat vermeyen zengin, böbürlenen kibirli fakirdir." (Buhari) "Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir ise hakkı kabul etmemek, insanları hor görmektir." (Müslim) "Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunanı, Allah yüzükoyun cehenneme atar." (Ahmed-Beyhaki) Peygamber Efendimiz vakarlı konuşurdu fakat yüzünden tebessüm hiç eksik olmazdı. Hiç kimsenin kalbini kırmamış ve kimsenin duygularını incitmemişti. Enes b. Malik Peygamberimiz (sav)'in bu konuda en güzel örnek olduğunu şöyle anlatıyor: "On yıl Resulullah'ın hizmetinde bulundum. Hiçbir zaman yaptığım ve yapmadığım şeyden dolayı beni azarlamadı." (Buhari) Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: "Böbürlenen mütekebbirler kıyamet günü zerreler gibi ayaklar altında haşrolunurlar. Her küçük onların üstünde ve daha büyüktür. Sonra boles adında cehennemin bir zindanına atılırlar. Cehennem ateşi onları kaplar. Cehennem halkının yanıp eriyen cesetlerinden sulanırlar." (Tirmizi) "Allahu Teala affedenin ancak izzet ve şerefini arttırdığı gibi, tevazu göstereni de yüceltir." (Müslim) "Allah, bana, birbirinize karşı mütevazi olmanızı, hiç kimseye karşı iftihar etmemenizi, hiç kimsenin hiç kimseye karşı haddi aşmamasını vahyetti." (Müslim) "Cenab-ı Hak, kendisi için tevazu gösteren kimseyi mutlaka yükseltir." (Müslim) Emanete Riayet Konusu Kuran'da emanete riayet konusu müminlerin en önemli özellikleri arasında gösterilmiştir.Bir ayette, "...Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir." (Mü'minun Suresi, 8) buyurulmaktadır. Müminlerin, özellikle verilen söze sadık olmaları ve emanete riayete çok dikkat etmeleri ve bu konularda diğer insanlara örnek olmaları Peygamberimiz (sav)'in sünnetlerindendir. Hz. Ali (ra), Peygamberimiz (sav)'in bir sahabe ile şöyle bir konuşmasına şahit olduğunu şöyle naklediyor: "Ya Resulullah bu dinde en zor ve en kolay olan şeyleri bana söyler misin?" dedi. Peygamberimiz de ona şöyle karşılık verdi: "En kolayı, Allah'tan başka İlah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmen, en zoru ise emanettir. Çünkü emanet konusunda titiz olmayanın dini yoktur. Onun ne kıldığı namaz kabul olunur nede verdiği zekat." (Bezzar) "... Konuşurken yalan söylemeyin, vaadinizden caymayın, size bir şey emanet edilince ona hıyanet etmeyin..." (Beyhaki) "Abdesti olmayanın namazı olmayacağı gibi emanete hıyanet edenin (kamil) imanı yoktur." (Taberani) "Münafıkın alameti üçtür. Konuşunca yalan söyler, vaadinden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder." (Buhari, Müslim) Allah (cc) Nahl Suresi'ndeki bir ayette emanetler konusunda şöyle buyurmaktadır:
Allah (cc)'ı Anmanın Fazileti Bütün ibadetlerin özü ve aslı Allahu Teala (cc)'yı anmak ve O'nu hatırlamaktır. Allah (cc)'ın bize farz kıldığı ibadetlerin tümünün özünde Allah (cc)'ın daha iyi bir şekilde anılması vardır.Zira Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur. "Başka gölge bulunmayan kıyamet gününde Allah yedi sınıf insanı kendi gölgeliğinde gölgelendirir. Bunlardan birisi kimsenin bulunmadığı yerde Allah'ı zikredip Allah korkusundan gözleri yaşaran kimsedir." (Buhari-Müslim) Yine başka bir hadiste "Lailahe İllallah" kelimesini zikretmenin faziletini Resulullah (sav) şöyle açıklıyor: "Kulun yaptığı her iyilik kıyamet günü teraziye konur. Yalnız "Lailahe İllallah" kelimesi konmaz. Eğer onu teraziye koysalar, yedi kat gökten, yerden ve onun içindekilerden ağır gelir." (Taberani) Peygamberimiz (sav), şu veya bu şekilde daima zikirle meşguldü. Allah (cc)'la birlikte olmanın en iyi yolunun O'nu zikretmek olduğunu söylerdi. Kuran-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur: Peygamberimiz (sav), Allah (cc)'ı zikretme konusunda Kuran'daki bu uyarıları kendi hayatında mükemmel bir şekilde uygulamıştı. Hadis rivayetlerinde, otururken, ayaktayken, yürürken, yerken, uykudan evvel, abdest alırken, elbiselerini giyerken, yolculuğa çıkarken, mescide girerken, kısacası bütün durumlarda Allah (cc)'ı anmayı ihmal etmezdi. Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: "Allahu Teala dedi ki: Kullarım Beni zikredip, dudaklarını Benim için kıpırdattığı müddetçe Ben kulumla beraberim. Kulum tenha bir yerde Beni zikrederse, Ben de onu kendi Zatımla anarım. Cemaatte andığı vakit, Ben de onun bulunduğu cemaatten daha iyi bir cemaatte onu anarım. Kulum Bana bir karıı yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum Bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim, yani isteklerine süratle icabet ederim." (Buhari) "Amellerinizin en hayırlısını, Allah Katında en makbulünü ve derecelerinizi en çok yükseltecek olanını, altın ve gümüş infak etmekten daha değerli, düşman karşısında ölmekten ya da öldürülmekten daha hayırlısını size bildireyim mi? Daima Allah'ı zikretmenizdir." (Tirmizi) Müminler Arasındaki Bağlılığın Fazileti Başka bir ayette ise müminlerin birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlamalarından bahsedilmektedir. (Saff Suresi, 4) Müminlerin diğer insanlardan en büyük farkları birbirlerine olan güvenleri, fedakarlıkları ve bağlılıklarıdır. Bu erdemleri müminlerden ayrı yaşamaya çalışanlar hem dünyada hem de ahirette büyük bir hüsranla karşılaşacaklardır. Nitekim Resulullah Efendimiz (sav) bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: "Kim cemaat(imiz)den bir karış uzaklaşırsa kendini dine bağlayan İslam bağını boynundan çıkarıp atmış olur." (Ebu Davud) "Bir Müslümanın, Müslüman kardeşine üç günden fazla küsmesi helal değildir. Bu kişilerden hayırlı olanı birbirlerini gördüklerinde önce selam verenidir." (Buhari) Müminlerin bağlılıklarının bir göstergesi de Müslüman kardeşinin hatalarını açığa vurmamalarıdır. Bir mümin başka bir Müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurup onu diğer insanların gözünde küçük düşüreceği yerde, kendisine hatalarını söyleyerek düzelmesine yardımcı olur. Bu, gerçek müminlere yakışan bir davranıştır. Resulullah (sav)'ın şu sözleri bunu doğrular niteliktedir: "Kim bir ayıp görür de örterse diri diri toprağa gömülmüş bir kızı ihya etmiş gibi olur." (Ebu Davud) "Bir kul dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da kıyamette onun ayıbını örter." (Müslim) Müminler sevdiği insanı sadece Allah (cc) rızası için sevmelidir. Bunun dışında heva ve heves doğrultusunda gerçekleşen bir sevgi anlayışı Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun olmaz. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) buyuruyor ki: Kıyamet günü Allah şöyle seslenecektir; "Nerede Benim rızam için sevenleri Onları Benim gölgemden başka hiç bir gölgenin olmadığı bu günde arşın gölgesinde gölgelendireceğim." (Müslim) "Kim imanın zevki ve tatlılığı ile ferahlamak isterse, sevdiğini sırf Allah rızası için sevsin." (Hakim) "İmanı kamil olan, sevdiği kimseyi, ondan menfaat gördüğü için değil sırf Allah rızası için sever. Gerçek iman budur." (Taberani) "Bir adam, birini Allah için sever de ona; seni Allah için seviyorum derse ikisi de cennete girerler. Sevenin ise derecesi daha yüksektir." (Bezzar) "Resulullah bir sohbet sırasında şöyle buyurdu: "Ey insanlar dikkatle dinleyin, dediklerimi iyi anlayın. Allah'ın öyle kulları var ki, Peygamber değiller, şehid de değiller, fakat onların Allah'a yakınlıklarına ve yüce mevkilerine peygamberler ve şehidler imrenirler." Cemaatten bir kişi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e şöyle bir soru sorar. "Ya Resulullah! Peygamber ve şehid olmadıkları halde Allah Katındaki mevkilerine peygamberlerin ve şehidlerin gıpta ettikleri insanlar nasıl kimselerdir?" Peygamberimiz bu soruya şöyle cevap verir. "Onlar kimsenin önemsemediği, gösteriş yapmayan kimselerdir. Akraba olmadıkları halde bir araya gelen, birbirlerine karşı kalpleri tertemiz, din uğrunda birleşip kaynaşan kimselerdir. Kıyamet günü, Allah'ın onlar için, halkettiği (yarattığı) nurdan minderler üzerinde otururlar. Allah onlara nurdan elbiseler halkeder, yüzlerini nurlandırır. O gün herkes korku ve heyecan içindeyken, Allah'ın o veli kulları ne korkar ne üzülürler." (Ahmed) "Cennette yakut sütunların üzerinde halkedilmiş yeşil zümrütten odalar vardır. Yıldızlar gibi parlayan kapıları açıktır" dedi. "O odada kimler kalacak?" diye sorulunca, "Allah rızası için bir araya gelerek yardımlaşan ve kaynaşan kimseler kalacak diye buyurdu."(Bezzar) "Siz mümin olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de tam mümin sayılmazsınız." (Müslim) "Kim Allah için yardım eder, Allah için yardımı keser, Allah için sever, Allah için evlenir ve evlenenlere yardım ederse, o zaman imanı kemale erer." (Tirmizi) "Hep müminlerle arkadaşlık yap, yemeğini takva sahibi müminlere yedir." (İbn-i Hıbban) Hz. Ali (r.a.): "Üç şey gerçektir ve şüphe götürmez; Allah, İslam'dan nasibini alıp yararlı iş yapanı, İslam'dan nasibini almayan gafiller gibi kılmaz. Allah, kendisine itaat ederek yaklaşan kulunu başkasına kul etmez. Kişi kimi severse, mutlaka ahirette onunla haşrolunur." buyurdu. "Müminler birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirini korumakta bir vücud gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olursa, sair azaları da bu yüzden humma ve uykusuzluğa tutulur." (Buhari) Allah Kuran'da müminlerin birbirlerine bağlılığının önemi hakkında şöyle buyurmaktadır:
Başkasına Zarar Vermemek, Zarar Verene Mani Olmak Müminler, çevrelerindeki insanlara zarar vermedikleri gibi zarar verenlere de engel olmaya çalışan kişilerdir. Bu nedenle de devamlı olarak yaşadıkları toplumdaki diğer insanlara hareketleri, sözleri ve güzel ahlaklarıyla örnek olurlar. Allah (cc), Kuran'da bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:Resulullah Efendimiz (sav)'in hayatında da bu konuda sayısız örnek vardır. Başkasına zarar vermemek konusunda Peygamber Efendimiz (sav)'in bazı sözleri şunlardır: "Bir Müslümana zarar verene Allah da zarar verir, meşakkat verene Allah da meşakkat verir." (Tirmizi) "Şüphesiz ki Allah, dünyada insanlara azap edenlere azap edecektir." (Ebu Davud) "Bir kötülük yapıldığını gören kimse onu eliyle değiştirsin. Şayet buna gücü yetmiyorsa diliyle mani olsun. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıfıdır." (Buhari-Müslim) Riya ve Şirkin Zararı Riya, ibadet ve hayır işleri sırasında, bu ibadeti yapan kişinin Allah (cc)'ın rızasından çok insanların rızasını aramasıdır. İbadet ve hayırlar yalnızca Allah (cc) rızası için yapıldığında makbuldür. Böyle bir maksat dışında yapılanlar makbul olmayabilir, hatta gizli şirk olabilir. Kuran'da da riyakarlığın, münafık ahlakına ait bir alamet olduğu bildirilmiştir:Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: "Allah tüm insanları ve cinleri kıyamet günü topladığı zaman bir çağırıcı, 'Kim Allah rızası için işlediği bir ibadete Allah dışında başka birisinin rızasını ortak etti ise, sevabını da ondan talep etsin. Çünkü Allah'ın ortağa ihtiyacı yoktur', diyecektir." "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allah'a ortak koşma suçu işlemeleridir. Bilmiş olunuz ki şüphesiz onlar Güneş'e, yıldıza, Ay'a tapıyor diyecek değilim. Fakat birtakım ibadetlerini Allah'tan başkası için işleyecekler ve gizli şehvet arzulayacaklardır." (İbn-i Mace) "Kim ibadetlerinde riyakarlık ederse, Allah onun riyakarlığının cezasını verir. Kim ibadetlerini gösteriş için halka işittirirse, Allah onun niyetini halka işittirir." (İbn-i Mace) Dünya Hayatının Geçiciliği şeytanın en büyük hilelerinden biri insanlara, dünya hayatını ve buradaki nimetleri hiç sona ermeyecek gibi göstermesidir. Müminlerin şeytanın bu hilesi karşısında çok dikkatli olmaları gerekir. Allah (cc) Kuran'da şöyle buyurmaktadır:Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konudaki hadislerinden bazıları ise şöyledir: Hz. Ali (r.a.) şöyle buyuruyor: "Ey Allah'ın kulları! Siz bu dünyadan göçenlerden farklı değilsiniz. Onlar sizden daha uzun ömürlü, daha kuvvetli, daha mamur beldelere ve daha ölmez eserlere sahip idiler. Birkaç nesil sonra sesleri kesildi ve tamamen duyulmaz oldu. Cesetleri çürüdü, yurtları bomboş kaldı ve eserleri yok oldu. Onlar muhteşem saraylarını, konforlarını ve atlastan dokunmuş yataklarını yastıklarını üzeri taşlarla örtülü, toprak yığılı viranelere yapılmış mezarlara değiştiler. Yerleri dar, sakinleri gariptir. Onlar orada yalnızların, kendi başının derdine düşenlerin ve birbirleriyle samimi olmayanların arasındadırlar. "Sizin ölüler diyarına varmanız ve orada yaptıklarınıza karşılık rehin olarak kalmanız yakındır. Sizi de kabir kucaklayacak... Ahiret için çalışmadan ahireti uman, uzun emellerin peşinde koşup tevbeyi geciktiren, dünyayı sevmeyen kişilerin diliyle dünyadan bahsettiği halde dünyayı sevenler gibi çalışan, kendisine verilince doymayan, verilmeyince sızlanan kimselerden olmayın." Resulullah Efendimiz (sav), dünyadan yüz çevirmenin anlamını şöyle açıklıyor: "Dünyadan yüz çevirmek, ne helal şeyleri haram etmektir, ne de malı zayi etmektir. Dünyaya rağbet göstermemek, elinde olan nimete, Allah'ın elinde olan nimetlerden daha fazla güvenmemen ve başına bir musibet geldiğinde o musibete gösterdiğin rağbet, o musibetin gelmemiş olmasına gösterdiğin rağbetten fazla olmasıdır." (İbn-i Mace) "Elinizden geldikçe kendinizi dünya işlerine fazla kaptırmayın. İbadet için kendinize vakit ayırın. Zira kimin amacı sırf dünya olursa, Allah işlerini dağıtır. Fakirliği devamlı aklına getirir. Kimin de amacı ahiret ise, Allah işlerini toparlar, huzurunu artırır. Zenginliği kalbine yerleştirir. Hakkında hayırlı olan herşeyi hızla ona yaklaştırır." (İbni Mace, Taberani, Beyhaki) "Kim gönlünü tamamen Allah'a bağlarsa, Allah onun bütün ihtiyaçlarını sağlar. Onlara beklemediği yerden rızık kapılarını açar. Kim de kendini tamamen dünyaya verirse, Allah onu dünyaya bırakır. Ona yardımı keser." (Beyhaki, İbni Hıbban) "Kim sabahleyin kalkınca hep dünya işini düşünür, ibadetlerini ihmal ederse, Allah'tan ona hiçbir yardım olmaz." (Taberani) "Ademoğlunun iki dere dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Ademoğlunun gözünü ancak toprak doyurur. Tevbe edenin tevbesini Allah kabul eder." (Buhari-Müslim) "Ey insanlar rızkınızı güzel yollardan arayın. Kul için takdir edilenden fazlası yoktur. Kul dünyadan göçmeden önce kendisi için takdir edilen rızkı alacaktır." (Hakim) "Sizden biriniz kendisinden daha üstün servete malik olan kimseyi gördüğü zaman hemen kendisinden daha düşük olanı düşünsün." (Buhari-Müslim) Kıskançlık (Haset) Haset bir kimsede bulunan bir nimeti çekememek ve o nimetin o kimsenin elinden çıkmasını arzu etmektir. Bir nimetin sahibinin elinden çıkmasını arzu eden kişi bunu fiiliyata döksün ya da dökmesin haset etmiş olur. Müminler arasında olabilecek haset hem Müslümanlar arasındaki bağlılığı yok eder hem de Kuran'da haram kılınmıştır.Eğer bir kimse iradesi dışında haset ediyorsa bundan kurtulabilmek için Allah (cc)'a dua etmelidir. Müminlerin birbirlerine imrenmelerini gerektirecek tek konu takvaları olmalıdır. Müminler arasındaki kıskançlık ve gereksiz çekişmelerin sonucu Kuran'da şu şekilde açıklanmıştır: Bu konuyla ilgili olarak Resulullah Efendimiz hadislerinde şöyle buyuruyor: "Bir koyun sürüsüne giren iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, içinde haset duyguları taşıyan Müslümanın dinine verdiği zarardan çok değildir. Gerçekten ateş odunu yakıp yediği gibi haset de iyilikleri yok eder." (Tirmizi) "Birbirinize hiddetlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir Müslümana üç günden fazla din kardeşi ile küs durması helal olmaz." (Müslim) Ancak iki kişiye haset edilebilir; Allah'ın kendisine verdiği malı O'nun yolunda sarf eden kişi ve Allah'ın verdiği ilim ile amel eden ve onu başkalarına öğreten kişi. (İbn-i Mace) Burada hasetten maksat elbette ki nimete sahip olan kişinin kötülüğünü istemek değil, aynı şekilde o nimetlere sahip olmayı arzu etmektir. "Ateş odunu yaktığı gibi, haset de sevapları mahveder." (Ebu Davud) "Çekememezlik yapmayın, birbirinizden ayrılmayın, husumetleşmeyin, arka çevirmeyin, ey Allah'ın kulları kardeş olun." (Ebu Davud) Öfkelendiğinde Öfkeyi Yenme Müminin tevekkülünün, Allah (cc)'a olan yakınlığının ve kadere olan imanının en önemli göstergelerinden biri, öfkelendiği zaman öfkesini yenmesidir. Hayrın ve şerrin Allah (cc)'tan geldiğini bilen bir kişi, başına gelen her türlü olayda Allah (cc)'a tevekkül eder ve öfkeye kapılmaz. Allah (cc) Kuran'da mümin vasıflarını anlatırken müminlerin öfkelerini yenmeleri gerektiğini şöyle bildirmiştir:Resulullah Efendimiz (sav)'in bu konuda bir çok hadisleri vardır: "Bir kulun, yalnızca Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden daha büyük bir ecir yoktur." (İbn-i Mace) Bir sohbet sırasında Resulullah Efendimiz, "Sizce pehlivanlık nedir?" diye sordu. "Onlar da yenilmeyen kimsedir" dediler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), "Hayır gerçek pehlivan öfkelendiğinde nefsine hakim olan insandır." buyurdu. "Yapmaya gücü yettiği halde öfkesini yenen kimseyi, Allah kıyamet günü mahlukatın huzuruna çağırır ve o kimsenin hurilerden dilediğini seçmesine izin verir." (Ebu Davud) "Kim gücü yettiği halde hiddetini yener ve intikama kalkışmazsa, kıyamet günü mahlukatın huzurunda Allah-ü Teala onu çağırarak hurilerden dilediğini almakta serbest bırakır." (Ebu Davud) "Muhakkak ki cehennemde bir kapı var ki, bu kapıdan yalnız, kinin şiddetini, Allah'a isyan etmemek suretiyle yenenler girecektir." (İbn Ebi'd Dünya) "Hiddetlenen kimse kendisini cehenneme sürüklemiş olur." (Bezzar) "Gazap ve hiddet, kalpte yanan birer ateş parçası ve birer kıvılcımdır. Onun şah damarının şişmesini ve gözlerinin kızarmasını görmüyor musunuz? Sizden birinize bu hal geldiği vakit, ayakta ise otursun, oturuyorsa yatsın." (Tirmizi) Resulullah Efendimiz (sav) nefsine yenilerek öfkelenenlere şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: "Sizden biriniz öfkelendiği vakit su ile abdest alsın; zira hiddet şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır." (Ebu Davud) Evliliğin Fazileti İslam alimleri evlenmenin fazileti konusunda ittifak etmişlerdir. Hz. Ömer (r.a.), "İnsanı evlilikten ancak, acizlik ve facirlik meneder." buyurmuştur.Allah (cc) Kuran'da şöyle buyurmuştur: Abdullah İbn Abbas ise, "Kişinin ibadeti ancak evlenmek ile kemal bulur." demiştir. Resul-i Ekrem: "Evlenen kimse dinin yarısını korumuş olur. Artık diğer yarısında da Allah'a karşı gelmekten sakınsın." (Beyhaki) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (sav)'in evliliği teşvik eden hadisleri şöyledir: "Evlenmek benim sünnetimdir. Benim sünnetimi yerine getirmeyen benden değildir. Evlenin! Zira ben, diğer ümmetlere sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (İbn-i Mace) "Gençlerden ailesini geçindirecek kadar geliri olanlar derhal evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan daha fazla sakındırır, nefsi daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler oruç tutsun. Zira oruç şehveti kırar." (Buhari-Müslim) Resulullah Efendimiz (sav), müminlerin kendilerine eş seçerken nelere dikkat etmeleri gerektiğini şöyle açıklamıştır: "Kadını güzelliği dolayısıyla alma, çünkü güzelliğinin kendisini helaka sürüklemesinden korkulur. Kadını malı yüzünden de alma; çünkü servetinin kendisini azdırmasından korkulur. Ancak dindar olan kadını al." (İbn-i Mace) "Kadın dört vasfı için nikahlanır: Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı için. Sen bunlardan dindar olanını seç. Böyle yapmazsan yoksulluğa düşersin." (Buhari, Ebu Davud) "Dünya bir metadır. Dünya metaının en iyisi saliha bir kadındır." (Müslim) Resulullah Efendimiz, "Müminlerin iman yönünden en kamili, ahlakı en güzel ve ailesine karşı en lütufkar davrananıdır." (Tirmizi) buyurmuştur. Bir başka hadiste şöyle buyurmuştur: Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Bir mü'min erkek, bir mü'minn kadına buğzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir." (Müslim, Rada 61, (1469) "Karısının kötü huyuna tahammül eden erkeğe, Allah hastalığa sabreden Eyüp Aleyhisselam'a verdiği mükafat gibi mükafat verir. Kocasının kötü huyuna tahammül eden kadına da Firavun'un nikahında bulunan Asiye'ye verdiği mükafatı verir." (İhya) "İmanca en mükemmeliniz, ahlakça en güzelinizdir. En hayırlınız eşlerine en iyi davrananızdır." (Tirmizi) "Kadınlara davranışlarınız konusunda Allah'tan korkunuz. Çünkü siz onları Allah'tan emanet olarak aldınız." (Ebu Davud) Evladın Ailesine, Ailenin Evladına Karşı Sorumlulukları Evlenen müminlerin en büyük sorumluluklarından biri de hayırlı evlat yetiştirmektir. Resulullah (sav), ahirette ümmetinin çokluğu ile övüneceğini haber vermektedir. Bunun yanısıra yetiştirilen evlatların hayır duaları, ahirette kendisini yetiştiren anne ve babasına büyük fayda sağlayacaktır.Bir evlada verilebilecek en iyi hediye, ona İslam ahlakını en doğru ve güzel şekilde öğretebilmektir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: "Dört kişi vardır ki Allah onları cennete koymayacak ve onları cennetin nimetlerinden faydalandırmayacaktır: Devamlı içki kullanan, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen ve anne babasına karşı asi olan." (Tirmizi) "Allah size analarınıza iyi davranmanızı tavsiye etti. Allah size babalarınıza iyi davranmanızı tavsiye etti. Allah size en yakın akrabanıza sonra yakınlık derecelerinize göre akrabalarınıza iyi davranmanızı tavsiye etti." (İbn-i Mace) Kıyamet günü küçük çocuğa, "Cennete gir" denir. Çocuk cennetin kapısında durur ve "Ancak anne ve babamla birlikte girerim" der ve direnir. O zaman "anne ve babasını da birlikte cennete koyun denir." (İbn-i Mace) "Üç tane kızı olup ihtiyaçtan kurtarıncaya kadar onlara iyi bakan yedirip giydiren kimse affedilmeyecek bir günah işlememişse cennete gider." (Tirmizi) "Buluğ çağına gelinceye kadar kim iki kız evlat yetiştirirse, (parmaklarını birleştirerek) kıyamet günü o ve ben şöyle beraberiz." (Müslim-Tirmizi) Kıyamet günü bağışlanması en zor günahların başında mümin anne ve babaya isyan gelir. "Allah günahlardan dilediğini kıyamet gününe tehir eder, ancak anne ve babaya yapılan isyanın cezasını ölmeden önce dünyada da verecektir." (Hakim) "Baba, cennet kapılarının en hayırlısına girmeye vesiledir. Artık ya baba hakkını ihmal etmekle o kapıyı yitir veya onun hakkına riayetle o kapıyı elde etmeye çalış." (İbn-i Mace) |